İzleyiciler
21 Aralık 2016 Çarşamba
Eksik Parçalar...
Büyük bir hevesle başlayıp, hızla yol alıp bir noktada biraz bekleyebilir, nasılsa yaparım, ona da sıra gelecek gibi çeşitli sebeplerle yarım kalan diğer bazı işlerim gibi yazılarıma da verdiğim uzuuunca bir aradan sonra kördüğüm olma sebeplerimden bahsederek işe tekrar dönmek istedim.
Bebeğimi büyütürken yaşadığım harikulade zamanların arasında çok önceden başladığım kitap yazma serüvenim aklıma geliverdi. O kadar uzun zaman olmuştu ki yazmaya başladığımda elektronik ortamlardan yardım alınmıyordu ve eski tip bir ajandayı kullanmıştım. Yine o kadar uzun zaman olmuştu ki ajandayı saatlerce aramak zorunda kaldım. Buldum, kesin eksiklerim vardır diye düşünerek okumaya başladım. Ancak her şey tadında ve istediğim gibi yazılmıştı, beğendim. Tam tekrar elime kalemi alıp zevkle hikayeme devam edecekken, tatlı kızım uyandı. Biricik eşim bana güzel bir şövale almıştı. Toz ve örümcek ağlarından temizleyip aynı temizleme işlemini tuale de uyguladıktan sonra bir resme başladım. Zemin klasik olacak ancak bu klasik fonun üzerinde modern dokunuşlar olacaktı ki fonda kaldım. İstanbulumdan yine İstanbulumda geçen bir hikayeyi anlatan bir kitap almıştım. Heyecanla başlamış ve hızla da devam etmiştim. Ağırlaşan göz kapaklarım ve kısacık uyuyan güzel kızımla kitabım ayraçla bütünleşti.
İçtiğim soğuk kahveler, yarı uykulu okula hazırladığım yakışıklı oğlumla dolan teferruatlar, özellikle hafta sonlarını doldurmaya çalıştığım sosyal aktivite arayışları, İstanbuluma duyduğum özlem ve daha fazlası beni tıpkı resimdeki gibi eksik parçalarla dolu bir hayatta kördüğüm yaptı. Özetle yaşadığım buyken yine prensesim uyandı. Sağlıcakla, mutlu, dinlenmiş ve aydınlık kalın.....
17 Nisan 2016 Pazar
Bir Yaşam Stili
Dövme çok uzun yıllar önce varlık bulmuş, insanoğlunun en eski icatlarından sayılmış hatta icat olmaktan öte bir yaşam tarzı olmuş, kimilerinin vazgeçilmezi, hakkında uzun tartışmalar da yapılabilen benim hastası olduğum bir olgudur.
Dövme M.Ö. 2000 lerde kullanılmaya başlanmış ve Mısırlılar, Britonlar, Galyalılar, Traklar, Yunanlar ve Romalılar gibi pek çok medeniyet tarafından tercih edilmiştir. Tabi hepsinin tercih sebebi farklıdır. Kimi toplumlarda insanların statülerini belirlemek ve göstermek için, kimi toplumlarda kötü ruhlardan korunmak için, kimilerinde ise sadece süs amaçlı kullanılmıştır.
Dövme yapılış şekilleri de zamanla değişmiştir. Önceleri sivri uçlu kemik ve boynuzlarla deride delikler açıp içi boyayla doldurulurken daha sonra boyalı iplikler, üflenerek zerk edilen ince borular kullanılmış ve günümüzde gelişen tekniklerle hassas makineler sayesinde daha kolay daha acısız ve daha hatasız işler çıkarılabilmeye başlanmıştır.
Gelelim benim dövme merakıma. Yıllardır hep bir şeyler eksik oldu ilk dövmeme kavuşmak için. Üniversite yıllarımda elimde gani imkan varken vakit bulamadım, iş hayatımda paraya para demiyordum ki sevgilimin sözü daha bir kıymetli geldi. Evlendim çoluk çocuk vs. hep ertelendi. Ama artık bir son bulmalıydı. Daha kaç sene taşıyabilecektim belli değildi ve bana kalırsa ne kadar taşısam kardı. Çünkü kesinlikle bir yaşam stili olan dövmeler benim içimde her zaman vardı. Artık dışardan da gözükmeliydi.
Yakında çizimler başlıyor ve istediğim model netleşince benim güzel mayısımda kavuşacağım dövmeme. Devamının da gelmesi arzusuyla sabırsızlıkla bekliyorum. Çok güzel olacak, çoookk mutluyummm...
13 Nisan 2016 Çarşamba
Çocuklarda Özgüven
Çağımızın meşhur sorunu çocukların ne kadar kendilerini ifade edebildiği ve ne kadar toplumda yer almaya hazır oldukları, kısacası özgüven... Neydi özgüven, önceden yoktu da şimdilerde mi oluştu, herkeste olması şart mı? Her birey doğduğu andan itibaren kendi kişilik özellikleriyle hayata bakar, bu karakteristik hallerle bir duruş sergiler. Ancak büyüdükçe içine eklenen irili ufaklı davranışlar da olur. Çocuk önce ev ortamında sorumluluk alır, kendi dünyasını şekillendirir, karar verme mekanizmasını kuvvetlendirir, ben buyum der. Daha sonra kreş, ana sınıfı, ilkokul...diye devam eden bir eğitim süreci başlar ki esas bu ortamlarda gelişimini ne derece iyi tamamladığı ve ya yapısının tam olarak neler içerdiğini anlar. Ebeveynlerin korkulu rüyaları da tam bu noktada başlar. En azından benimki öyle oldu. İlk defa benden, evimizden ayrı vakit geçirmeye başlayan oğlumla ilgili aklımda gün boyu binbir türlü senaryo belirdi. Toplasam bir annenin şizofrenik sancıları isimli bir kitap yazabilirdim. Acaba arkadaşlık kurabiliyor muydu, düştüyse canı yanmış mıydı ve ya biri yardım etmiş miydi, yemeğini yiyebilmiş miydi, bunların yanı sıra sosyal becerisi ve algısı ne düzeydeydi...gibi uzayan bir liste vardı beynimde. Yıllar geçti oğlum ikinci sınıfa başladı. Hala benzer fakat hafiflemiş sorularla boğuşurken kendimi bir pedagoğun kapısında buluverdim. Esas olan çocuğun kendi seçimleri ve duruşuyken ben olması gerekenden çok daha fazla müdahale etmiştim. Hala kendimi tutamadığım yerler yok değil. Ama biraz daha kendi haline bırakmaya çalışıyorum. Bazen okula gönderirken kapıyı kapattığım halde ' kendine dikkat et ' derken yakalıyorum kendimi. Oğlum neyse ki çok akıllı bir çocuk. Asla bu tutumum derslerine yansımadı. Sadece benim tekrarlayan uyarılarıma artık kulak asmayan oğlum okulda da aynısını yapmaya devam etti. Bu yüzden disiplin sorunu yaşıyoruz. Özgüveni yüksek, kendini tanımış, karar mekanizması sağlam çocuklar yetiştirebilmek için bazen görmezden gelmeli bazen yüksek dozda antidepresan almış gibi pozitif olmalı ve asla mükemmeliyetçi olmamalısınız. Daha sakin anneler, daha özgüvenli çocuklar...
7 Nisan 2016 Perşembe
21 Gün Kerameti
ŞEKİL A
Bilindiği üzere henüz yeni bir bebek sahibiyim. İkinci kez de olsa her şey yeni baştan başlıyor. 4. Ayımızı doldurduğumuzda yeterli kiloyu alamadığı için ek gıda takviyesine başladık. Doktorumuz yoğurt ve elma ya da armut suyu deneyeceğiz dediğinde çok heyecanlandım. Acaba nasıl tepki verecekti ve onu beslemek ne kadar da büyük bir zevk olacaktı. Ev yapımı yoğurt temin edene kadar bu heyecanım devam etti. Ta ki yüzüm, kıyafetlerim ve yakın menzilli hemen her yer yoğurt parçacıklarıyla yıkanana dek. Ama her anne gibi devam ettim. Sadece ağladığında bıraktım. Önümde hala yemek sorunlarıyla uğraştığım bir abi varken, bu kez daha kolay sonuçlar elde etmek istiyordum. Nasıl yoğurt yenmez günlerimiz ( şekil a'daki gibi) devam ederken biz 21. güne geldik veee o gün sihirli bir değnek bize değdi. Ağlamadan, verdiğim yarım kaşık 2 kaşık olarak geri dönmeden yoğurt bitti. İnanmakta zorlanırken 21 gün kuralını anımsadım. Galiba doğruydu.
Acaba bu 21 gün başka durumlarda da işe yarar mı merak ettim. Mesela yaşadığınız şehri kocaman kalın bir perdeyle örtseniz ve her gün içine istediklerinizi ekleseniz ve 21 gün sonra açtığınızda yepyeni bir gökyüzüyle karşılaşsanız, ne hoş olurdu. Sevgiyle kalın ama 21 gün değil, her gün :)
26 Mart 2016 Cumartesi
Sürpriz Can Verir 2...
Bu kez günlerden bir cuma günü idi. Ananeli günler normalden iki kat daha büyük bir hızla akmaktayken ben hala anın tadını çıkarmakla meşguldüm. Kapı çaldı, hiç beklenmedik bir şekildenin altını çizmek isterim, kapı çaldı ve karşımızda oğlumun idolü, minik kurabiyemin hastası ve benim tek kardeşim vardı. Bu ikinci şoku hiç tahmin edemiyordum. Günlerin hatta ayların yorgunluğunu ananeyle omuzlarımdan atmıştım ki şimdi bir de o omuzların taşıdığı baş müthiş bir gülümsemeyle parlamaktaydı. Çok mutlu oldum. Duygu pekişmesi ve hatta aynı duygunun katlanarak doz aşımı hissettirmesi bu olsa gerekti. Ve ben bunu uzun zamandır yaşamıyordum.
Uzun lafın kısası çok yorulmuştum, çok sıkılmıştım ve çok da ışıksızdım ki çıkageldiler. İyi ki geldiler, iyi ki sürpriz diye mükemmel bir şey var ve iyi ki bana bunu yaşatan insanlarla dolu bir hayatım var....
24 Mart 2016 Perşembe
Sürpriz Can Verir..
Günlerden bir pazartesi idi. Her zamanki gibi pazartesi sendromu nasıl atlatılır diye kara kara düşünüyordum. Oğlum okula hazırlanacaktı, bebeğim karnı acıkacak, emecek, uyuyacak ve gün boyu bunları tekrarlayacaktı. Aynı zamanda ev temiz olmalı, yemekler hazırlanmalı ve tabi ki kişisel bakımla günün en azından sonu motiveyle kurtarılmalıydı. Bu olağan rutinin en başına süper bir nokta atışıyla anane uçtu. Uçtu ve yetişti. İstanbulumdan kalkmış hem de hiç belli etmeden kocamaaaan bir sürpriz yapmıştı. Bir insanın anında omuzlarından büyük bir yük kalkması böyle oluyormuş demek. Gördüm, güldüm, şok oldum ve hemen akabinde bir rahatlama hissettim. Annelerin en büyük molası ananeli anlarmış.
Benimle birlikte, eşim ve çocuklar da aynı şaşkınlığı yaşadılar. En azından birkaç gün nefes alabileceğimi bilmek, ailemin genel huzurunun ve mutluluğunun paylaşarak büyüdüğünü seyretmek büyük keyif. Bir hafta boyunca bu anların tadını çıkaracağım. Bütün ananeli annelere selam olsun, yaşasın özgürlüüükk....
19 Mart 2016 Cumartesi
Şehirlere Bombalar Yağardı....
Her gün uyandığınızda siz de benim gibi ajansları gözden geçirenlerdenseniz bu aralar güne mutlu başlamanın mümkün olmadığını biliyorsunuzdur. Maalesef her gün ülkemin farklı yerlerinde bombalar patlıyor ve yine maalesef masum insanlar can veriyor. Ve ondan da fazla yaralı olması yürek burkan diğer bir hikaye.
Bugün İstanbulumda hem de İstanbulun göbeğinde Taksim'de son buldu birkaç hayat ve hala yaşama tutunmak için mücadele edenler var. Hemen akla gelen sorular; kim yaptı, ne için yaptı, daha ne kadar devam edecek, daha kaç can bu sebepsiz gidişe ortak olacak. İşin tuhafı bu sorulara hiç kimse hiç bir gün tam netlik kazandıramadı. Bu platformda siyasi tartışma içine girmenin beyhude bir uğraş olacağını düşünüyorum. Bu sebeple zafiyetle ilgili, yetersiz önlemlerle ilgili, izlenen politikayla ilgili konuşmayacağım.
Sadece işine giden belki sadece yürümek isteyen ya da benim gibi özlemle İstiklale sarılmak isteyen birileriydi bugün orda olanlar. Her ne sebeple olursa olsun ölümün bu yüzüyle karşılaşmak hiç kimsenin hak ettiği tarzdan değil. Büyüklerimiz hep diyor ki; biz geldik gidiyoruz, size üzülüyorum. Şimdi ben de diyorum ki çocuklarım için benim düzeltemeyeceğim bir güvensizlik ortamı sarmaşık gibi sarmakta ülkemi. Hepimiz için güzel günler dilemek tek temennim ve yapabildiğim......
18 Mart 2016 Cuma
Bahar gelmeliydi zaten...
Geçtiğimiz yıl bahar aylarında henüz yeni hamile olduğumu öğrenmiştim. Baharın değişen hava şartları bir yandan bebeğimin gelişimiyle ortaya çıkan mide bulantıları bir yandan, bahar sendromunu dipte yaşamıştım. Şimdilerde tekrar aynı dönemlerdeyiz ve burnumda hala geçen yılki kokular var. Ama güzel olanı bunlar tamamen psikolojik. Ve nihayetinde gerçekten bahar geldi. Toprak mis gibi kokuyor, güneş yüzünü göstermeye başladı,kuşlar,çiçekler vs... Aslında o kadar da romantik değilimdir. Sadece bir mayıs çocuğu olarak içime alasım sarıp sarmalayasım gelir baharı...
Bebeğim şimdi 4 aylık oldu. Çok güzel, gülünce gözlerinin içi gülen, abisine nazaran daha sakin bir bebek. Oturmak için delirmesine rağmen sıklıkla oturtmuyorum. Ek gıdalar daha çok gündemimde bu ara. Yoğurt, meyve suyu anne sütüne eşlik ediyorlar bakalım. Yoğurt her ne kadar kekremsi gelse de miniğime, her gün denemeye devam. Umarım abisi gibi yeme sorunlarıyla karşılaşmayız.
Havaların iyiden iyiye ısınmaya başlamasıyla artık daha fazla sokakta kalabiliyoruz. Bebeğimin dışarıyla olan sorunu da çözüldü gibi. Kış münasebetiyle 3 ay evine alışan kızım sokakta çok rahatsız olmuştu. Ama artık rahat rahat uyuyabiliyor bile. Bunun adı da bir anne için özgürlük oluyor tabi.
Bahar gelmeliydi zaten; kışın bütün karanlığını silip süpürmeli, içimizdeki kasveti sıcağıyla eritmeli, gönlümüze konan kelebekleriyle enerjimizi yükseltmeliydi. Ve sonunda geldi....
17 Mart 2016 Perşembe
Yeni Pencerem....
Her insanın serüveni o müthiş doğum anıyla başlar. İlk duyulan ağlama sonra yerini sıcacık gülümsemelere, çıkarılabilen her nevi sesle oluşan anlamlı anlamsız kelimelere, kızgınlıklara, şaşkınlıklara, sevinçlere, hüzünlere ve yaşamsal ritüellere bırakır. Kimi duygusal bir romanın baş kahramanı kimi macera dolu bir öykünün haylaz çocuğu, kimi aşk yüklü bir geminin kaptanı, kimi çaresizlikler içinde son kibritini yakan bir kızı, kimi azılı bir katili canlandırır serüveni devam ettikçe.
Benim serüvenim bundan taa 35 yıl önce aşık olduğum kentte İstanbul'da başladı. Tek çizgide ilerlemedi. İçinde hep ara yönler, katili hep uşak sandığınız ama evin oğlu çıkan kısa öyküler, hayata gülümseyen anlık tutunuşlar, hem tıka basa yalnız hem sessizce kalabalık gündüzler ve akabinde geceler, farklı tatlar ve nihayetinde çeşnili bir serüven oldu bugüne dek.
Şimdi bu hikayede yeni bir pencerem var. Şimdilik küçük ve hemen her yeri gördüğü de söylenemez. Ama büyütmeyi planlıyorum. Şu meşhuur balkonu mutfağa katma projesi gibi. Hem kolay hem zengin.
Penceremde günün her saati değişik yaşanmışlıklar görülecektir, muhtemel. Umarım birlikte bakar ve çok güzel şeyler görürüz bundan böyle.....
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




