İzleyiciler
17 Nisan 2016 Pazar
Bir Yaşam Stili
Dövme çok uzun yıllar önce varlık bulmuş, insanoğlunun en eski icatlarından sayılmış hatta icat olmaktan öte bir yaşam tarzı olmuş, kimilerinin vazgeçilmezi, hakkında uzun tartışmalar da yapılabilen benim hastası olduğum bir olgudur.
Dövme M.Ö. 2000 lerde kullanılmaya başlanmış ve Mısırlılar, Britonlar, Galyalılar, Traklar, Yunanlar ve Romalılar gibi pek çok medeniyet tarafından tercih edilmiştir. Tabi hepsinin tercih sebebi farklıdır. Kimi toplumlarda insanların statülerini belirlemek ve göstermek için, kimi toplumlarda kötü ruhlardan korunmak için, kimilerinde ise sadece süs amaçlı kullanılmıştır.
Dövme yapılış şekilleri de zamanla değişmiştir. Önceleri sivri uçlu kemik ve boynuzlarla deride delikler açıp içi boyayla doldurulurken daha sonra boyalı iplikler, üflenerek zerk edilen ince borular kullanılmış ve günümüzde gelişen tekniklerle hassas makineler sayesinde daha kolay daha acısız ve daha hatasız işler çıkarılabilmeye başlanmıştır.
Gelelim benim dövme merakıma. Yıllardır hep bir şeyler eksik oldu ilk dövmeme kavuşmak için. Üniversite yıllarımda elimde gani imkan varken vakit bulamadım, iş hayatımda paraya para demiyordum ki sevgilimin sözü daha bir kıymetli geldi. Evlendim çoluk çocuk vs. hep ertelendi. Ama artık bir son bulmalıydı. Daha kaç sene taşıyabilecektim belli değildi ve bana kalırsa ne kadar taşısam kardı. Çünkü kesinlikle bir yaşam stili olan dövmeler benim içimde her zaman vardı. Artık dışardan da gözükmeliydi.
Yakında çizimler başlıyor ve istediğim model netleşince benim güzel mayısımda kavuşacağım dövmeme. Devamının da gelmesi arzusuyla sabırsızlıkla bekliyorum. Çok güzel olacak, çoookk mutluyummm...
13 Nisan 2016 Çarşamba
Çocuklarda Özgüven
Çağımızın meşhur sorunu çocukların ne kadar kendilerini ifade edebildiği ve ne kadar toplumda yer almaya hazır oldukları, kısacası özgüven... Neydi özgüven, önceden yoktu da şimdilerde mi oluştu, herkeste olması şart mı? Her birey doğduğu andan itibaren kendi kişilik özellikleriyle hayata bakar, bu karakteristik hallerle bir duruş sergiler. Ancak büyüdükçe içine eklenen irili ufaklı davranışlar da olur. Çocuk önce ev ortamında sorumluluk alır, kendi dünyasını şekillendirir, karar verme mekanizmasını kuvvetlendirir, ben buyum der. Daha sonra kreş, ana sınıfı, ilkokul...diye devam eden bir eğitim süreci başlar ki esas bu ortamlarda gelişimini ne derece iyi tamamladığı ve ya yapısının tam olarak neler içerdiğini anlar. Ebeveynlerin korkulu rüyaları da tam bu noktada başlar. En azından benimki öyle oldu. İlk defa benden, evimizden ayrı vakit geçirmeye başlayan oğlumla ilgili aklımda gün boyu binbir türlü senaryo belirdi. Toplasam bir annenin şizofrenik sancıları isimli bir kitap yazabilirdim. Acaba arkadaşlık kurabiliyor muydu, düştüyse canı yanmış mıydı ve ya biri yardım etmiş miydi, yemeğini yiyebilmiş miydi, bunların yanı sıra sosyal becerisi ve algısı ne düzeydeydi...gibi uzayan bir liste vardı beynimde. Yıllar geçti oğlum ikinci sınıfa başladı. Hala benzer fakat hafiflemiş sorularla boğuşurken kendimi bir pedagoğun kapısında buluverdim. Esas olan çocuğun kendi seçimleri ve duruşuyken ben olması gerekenden çok daha fazla müdahale etmiştim. Hala kendimi tutamadığım yerler yok değil. Ama biraz daha kendi haline bırakmaya çalışıyorum. Bazen okula gönderirken kapıyı kapattığım halde ' kendine dikkat et ' derken yakalıyorum kendimi. Oğlum neyse ki çok akıllı bir çocuk. Asla bu tutumum derslerine yansımadı. Sadece benim tekrarlayan uyarılarıma artık kulak asmayan oğlum okulda da aynısını yapmaya devam etti. Bu yüzden disiplin sorunu yaşıyoruz. Özgüveni yüksek, kendini tanımış, karar mekanizması sağlam çocuklar yetiştirebilmek için bazen görmezden gelmeli bazen yüksek dozda antidepresan almış gibi pozitif olmalı ve asla mükemmeliyetçi olmamalısınız. Daha sakin anneler, daha özgüvenli çocuklar...
7 Nisan 2016 Perşembe
21 Gün Kerameti
ŞEKİL A
Bilindiği üzere henüz yeni bir bebek sahibiyim. İkinci kez de olsa her şey yeni baştan başlıyor. 4. Ayımızı doldurduğumuzda yeterli kiloyu alamadığı için ek gıda takviyesine başladık. Doktorumuz yoğurt ve elma ya da armut suyu deneyeceğiz dediğinde çok heyecanlandım. Acaba nasıl tepki verecekti ve onu beslemek ne kadar da büyük bir zevk olacaktı. Ev yapımı yoğurt temin edene kadar bu heyecanım devam etti. Ta ki yüzüm, kıyafetlerim ve yakın menzilli hemen her yer yoğurt parçacıklarıyla yıkanana dek. Ama her anne gibi devam ettim. Sadece ağladığında bıraktım. Önümde hala yemek sorunlarıyla uğraştığım bir abi varken, bu kez daha kolay sonuçlar elde etmek istiyordum. Nasıl yoğurt yenmez günlerimiz ( şekil a'daki gibi) devam ederken biz 21. güne geldik veee o gün sihirli bir değnek bize değdi. Ağlamadan, verdiğim yarım kaşık 2 kaşık olarak geri dönmeden yoğurt bitti. İnanmakta zorlanırken 21 gün kuralını anımsadım. Galiba doğruydu.
Acaba bu 21 gün başka durumlarda da işe yarar mı merak ettim. Mesela yaşadığınız şehri kocaman kalın bir perdeyle örtseniz ve her gün içine istediklerinizi ekleseniz ve 21 gün sonra açtığınızda yepyeni bir gökyüzüyle karşılaşsanız, ne hoş olurdu. Sevgiyle kalın ama 21 gün değil, her gün :)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


